1 Kasım 2024 Cuma

Samos Tatil Notları


1-                                             SAMOS (EYLÜL 2024)

Hafif aksiyon ve huzurun bir arada olduğu tatil deneyimiydi. Aksiyondan kasıt hayatımda ilk kez araba kiraladım, hem de yurt dışında. Samos Adası dağlık bir ada olduğu için yolları dardı ve özellikle otel-restoran yakınlarında araç park etmek kolay değildi. Üzerine zaman zaman navigasyonda yaşadığımız sıkıntılar eklenince yollarımız uzadı, karmaşıklaştı ama önemli bir tecrübe oldu.

Ana fikre gelecek olursak, ilk kez böyle bir yazı hazırladım. Eksiklikler, değinmediğim hususlar olacaktır, ancak burada olabildiğince gittiğimiz yerleri, restoranları ve kaldığımız oteli değerlendirmeye çalışacağım. Yazının sonunda kapı vizesinden de bahsedeceğim.

Her yeri gezebilmem mümkün olamayacağı için “mutlaka şuraya gitmeniz lazım.” gibi tavsiyeler vermeyeceğim. Tabi ki gitmediğim güzel yerler var ama kendi gördüklerimle ilgili yorumlarımı yalın bir şekilde görebilirsiniz.

                        I.         Otel

Stratos Hotel’de 5 gece konakladık. Değerlendirmem aşağıdaki kriterleri baz alınarak yapıldı.

Konum: Otel, Pythagorion Limanı bölgesinde yer alıyor ve bu bölgenin en işlek caddelerine ve sahil boyundaki restoranlara çok yakın. Park yeri sıkıntısı var denilebilir çünkü otelin önü sadece 2 araç için uygun. Fakat, Pythagorion’daki otellerin birçoğunun park yeri olmadığı, caddelerin tek şeritli ve yayaların fazlaca sayıda olduğu düşünüldüğünde yine de şanslı kesimden biriydik. Sadece son gün aracı otelin önüne park edemedik. Kısacası, otel konum açısından mükemmel sayılabilecek bir noktada.

Hijyen: Maalesef temiz hissettirmedi. Otel ve oda çok eskiydi, yerler betondu ve terlik yoktu. Dışarıda giydiğimiz terlikleri oda içerisinde de giymek zorunda kaldık; bu da iyi hissettirmedi.

Konfor: Düşüktü. Yatağın rahatlığı askerliğimdeki ranzalarla eşdeğerdi. Çift olmamıza rağmen tekli yatakları birleştirmişler, hoş olmadı. Duşakabin yoktu, sadece perde ile duşun etrafı çevrilmişti.

Odanın İmkanları: Düşüktü. Banyoda terlik, kulak çöpü, el-yüz havlusu yoktu. En kötüsü ise duş için kullandığımız havlular 5 gün içinde sadece bir kez değiştirildi. Sabunumuz neredeyse bitmesine rağmen hiç değiştirilmedi. Buzdolabında sadece su vardı. İlk günden sonra bir daha su gelmedi.

Yemek: Kahvaltı dahildi. Kahvaltı kalitesi düşüktü, opsiyon azdı. Tek çeşit düşük kalite zeytin, peynir, domates, salatalık, domuz salamı ve yumurta vardı. Bunlar plastik, basit bir 5-6 bölmeli kabın içerisindeydi. Bunun dışında reçel, bal, yoğurt ve birkaç poğaçamsı fakat pek taze gözükmeyen ürün ve ekmek vardı. Demleme çay ve filtre kahve mevcut değildi, bunun yerine granül kahve ve sallama çay vardı.  

Şunu da ifade etmeliyim ki; Yunan yoğurdu bizim yoğurdumuzdan daha lezzetliydi. Otelde her sabah kahvaltıda gerek sade gerekse bal ve vişne reçeli ile karıştırarak yedim ve hiç baymadı. Bu yoğurt Türkiye’de yapılsa, tek başına çok iyi bir tatlı malzemesi olabilirdi.

Fiyat: Gecelik sadece 4.200-TL ödediğimiz düşünülürse otel fiyat açısından çok uygundu ama buna rağmen fiyat/performans demek doğru olmaz. Çünkü o keyfi hiç yaşamadım, otele gelince içim sıkılıyordu. Bir daha Samos’a gidecek olsam, farklı bir tercih yapardım.

                     II.         Restoranlar

Gittiğimiz restoranlarda genel olarak kalamar tava, ahtapot ızgara ve karides güveçten ikisini alıp, yanına patates kızartması, peynir topu vb. bir ürün daha ve bira söyledik. Doyurucu menülerdi. Böyle menüler yaptığınızda yaklaşık 55-65 Euro’ya iki kişi doyabilir. Yalnız, bizim epey iştahlı iki kişi olduğumuzu söylemem lazım. 😊 Yoksa daha uygun fiyatla da ayrılabilirsiniz.

Samos anlatıldığı kadar ucuz değil. Örneğin araştırma yaptığımız sıralarda Youtube’da 40 Euro’ya tüm ailesini doyurup, uzo içen bir kişiyi hatırlıyorum. Bence şu an böyle bir şey pek mümkün değil. Fiyatları Türkiye gibi düşünün, maalesef bizde artık dışarıda yemek nasıl pahalı geliyorsa, Euro kurunu ve kur farkını düşündüğünüzde Samos’ta da ucuz hissettirmiyor.  Muhtemelen Türklerin ve diğer yabancı turist sayısının artışıyla fiyatlar arttı.

                                        (i)         La Strada (Pythagorion Port): Samos’a vardığımızda ilk gittiğimiz restorandı. Burada Margherita Pizza, Patates Kızartması ve Bira aldık. Neapolitan tipi pizza yapımı konusunda kendi çapımda bilgi sahibi olduğum için pizzayı rahatlıkla yorumlayabilirim.

Pizza hamurunun çok iyi dinlendirilmediği ve biga, poolish vb. fermentasyon yöntemleriyle hazırlanmadığı açıktı. Bu sebeple kenarları çıtır olmasına rağmen içi yeterince yumuşak değildi ve hava boşluğu içermiyordu. Eğer hamurda bu kriter sağlanmış olsaydı, çok iyi bir pizza olabilirdi. Samos’ta yediğim en kaliteli mozzarella buradaydı, peynir ve sos uyumu iyiydi.

Patates kızartmasını çok seven biri olarak Samos’ta 5-6 farklı yerde yemişimdir ve burası en beğendiğim restoran oldu. Hatta, Türkiye’de dahi bu kadar lezzetli patates kızartması yediğimi hatırlamıyorum. Elma dilim şeklindeydi ve patatesin içi dolu dolu lezzet fışkırıyordu.

Bira olarak Alfa ve Mythos tercih ettik. Alfa’nın tadı Türkiye’deki biralara yakındı. Mythos ise biraz daha tatlı bir bira. Açıkçası, her ikisini de sevmedim ama Alfa’yı tercih ederim. Eğer daha tatlı biralardan hoşlanıyorsanız Alfa’yı ve benim tercihlerimi pek dikkate almayın. Türkiye’de sadece Bomonti’yi seven ve olmadığında Tuborg Gold malt bira içen biri olarak bu yorumu yazıyorum.

Sonuç olarak, pizza yemek isterseniz tercih edilebilecek bir mekân olduğunu söyleyebilirim.

Pythagorian’da pizza fiyatları ortalama 12-16 Euro arası değişiyor.

                                      (ii)         83100 Mediterranean Cuisine (Pythagorion Port): Ambiyansı hoş bir restorandı; Ahtapot Izgara ve Kalamar Tava denedik. Şimdiden söylemek isterim ki; Samos’taki tecrübelerimde ahtapot ve kalamar konusunda umduğumu bulamadım. Kesinlikle kötü diyemem ama Türkiye’de çok daha iyi ahtapot yediğim yerler oldu. Kalamar için ise vasat diyemem ama orta dereceydi. Hayatımda yediğim en iyi kalamar tava Belçika’da yediğim sırdan bir hamburgercide olmasaydı, Samos’tan belki daha güzel yorumlarla dönebilirdim. Bana kalırsa bir kalamarı güzel yapan faktörler yalnızca tazeliği, yumuşaklığı değil, ilaveten doğru şekilde kesilmesi ve güzelce una bulanışıdır.

Vergina adlı birayı tadımlama fırsatım oldu ve yine bana göre olmadığını düşünüyorum.

Sonuç olarak, pek etkilenmediğim ve bir daha gitmeyi düşünmeyeceğim bir yerdi.

Pythagorian’da ahtapot ızgara ve kalamar tava fiyatları ortalama 15-20 Euro arası değişiyor.

                                    (iii)         Alfa Restaurant (Kokkari): Samos’ta yediğim en iyi Ahtapot Izgara ve Karides Güveci (Saganaki) sunan restorandı. Akşam saat 18:00 civarında gittiğimiz için ambiyansın zayıf olduğunu belirtmeliyim çünkü insanlar restoranın önündeki sahilden denize giriyordu ama daha geç saatlerde şezlonglar kalkacağı için muhtemelen deniz manzaralı güzel bir ortam oluşuyordur. Ahtapot ile karides güvecin sosu gayet güzeldi. Dediğim gibi, daha iyi ahtapotlar deneyimleme şansım olmuştu ama Alfa’da gayet yeterliydi.

Sonuç olarak, Kokkari’ye giderseniz bu restoranı tavsiye edebilirim. 

                                     (iv)         Ariston (Pythagorion Port): Deniz ürünlerine biraz ara vermek ve et yemek için Ariston’a gidip, 800-900 gramlık, oldukça büyük görünen Tomahawk Steak sipariş verdik. Etin yanına Yunan Salatası aldık ve iki kişi tükettik.

Etin iç bölümleri biraz sert olmasına rağmen tadı iyiydi, dış bölümleri ise en lezzetli, nispeten yumuşak ve yağlı yerleriydi. Ayrıca, sunum olarak hoşuma gittiğini belirtmeliyim; büyük bir tahta üzerinde uzun kemikli ve bol etli bir Tomahawk bifteği ile yanında patlıcanlı kıtır bir aperatif servis edildi. Etin yanında gelen Béarnaise sos da eti hafifletiyordu.

Yunan salatası ise taze domates, marul vb. sebzeler içeren bildiğimiz salatalardandı, sağlıklı olduğu için tercih ettik.

Bu restoranın en çok hoşuma giden yanı sürprizleriydi. Girişte içinde ne olduğunu bilmediğim tatlı kırmızı bir likör ve restorandan ayrılmadan önce yediğimiz yemeği hafifleten limonlu dondurma ikram ettiler. Dondurmanın porsiyonu küçük değildi. Açıkçası, biz de böyle ağır bir yemek üzerine biraz yürüyüp dondurma yemeyi düşünüyorduk, onlar bizden önce davrandı. 😊

Diğer bir iyi tarafı menüde merak ettiğimiz yemekleri bize detaylıca açıklayan garsonlardı. Diğer restoranlardaki garsonlar da o isteği göremedik. Yanlış anlaşılmasın, hepsi kibardı ama sipariş dışında bir şeyle ilgilenmiyorlardı. Bunda yoğunluğun etkisinin büyük olduğu muhakkak. Türkiye’de ben de çoğu zaman doğrudan sipariş veririm ama farklı bir ülkeye ait adada bilmediğimiz yemekler olunca, garsonlara birkaç ufak soru sormam ve yanıt beklemem son derece normal.

Sonuç olarak, en çok burada yedik, buna rağmen Ariston’dan sadece 57 Euro ödeyerek çıkmak mutlu etti. Tavsiye ederim.  

 

                                      (v)         Tavern Maritza (Pythagorion Port): Tekrardan deniz ürünlerine dönüş mekanımızdı. Aslında Tavern Maritza’dan epey ümitliydik. Çünkü dışarıdan daha geleneksel gözüktüğünden taverna kültürünü tecrübe edebileceğimi düşünmüştük. Maalesef alelade bir yerdi.

Bu restoranda Ahtapot Izgara, Karides Güveç, Kalamar Dolma ve adını hatırlayamadığım içinde kabak bulunan bir salata yedik. Hepsi vasattı. Özellikle ahtapot ve kalamar dolmadan yanık tadı geliyordu, karides güvecin sosu ise Alfa restorandaki kadar farklı ve lezzetli değildi, adeta menemenin yumurtasız hali gibiydi.

Rakı türevi içkiler sevmediğim için eşim ilk kez burada uzo içti ve rakıya göre hafif buldu. Ben de deneyimlemek için tadına baktığımda daha hafif olduğunu fark ettim.

Bu mekanı tavsiye listeme ekleyemiyorum.

                                     (vi)         Pepinp’s Pizza (Pythagorion Port):

Pythagorion’daki son akşam yemeğimizi pizza ile kapattık. Google Reviews’de bu pizzacının fotoğraflarını görünce mutlaka deneyimlemek istedim. Çünkü hamur çok iyi fermente edilmişti; kenarları kabarmış, çıtır ve aynı zamanda yumuşak gözüküyordu. Neapolitan’daki gibi biga metodu uygulanarak hazırlanmış olabilirdi.

Aslında margherita söyleyecektik ama bilmediğimiz bir şey olsun diye Samos Pizza söyledik. Margherita’dan farkı üzerinde büyük domates dilimlerinin bulunmasıydı. Bu konuda hayal kırıklığına uğradım. Çünkü domates dilimleri mozzarella’nın üzerini kapatmıştı ve mozzarellanın tadı bize pek geçmedi.

Tadım yaptığımızda hamurunun iyi fermente edildiğini gördük, Samos’ta tecrübe ettiklerimizin en iyisiydi. Fakat, sanki ön maya özelliği taşımıyordu, kenarlarında yeterince hava boşlukları oluşmamıştı, bu da hamurun aromatik lezzete sahip olmadığını gösteriyordu. Tam nedenini bilememekle birlikte, bence bir şeyler eksikti. Başta bahsettiğim gibi, Neapolitan tipi pizzaya biraz fazla ilgi duyduğum için pek çok kişi bu detayları fark etmeden bu pizzacıyı çok beğenebilir. Ama benim için yeterli olmadığını belirtmeliyim.

Sonuç olarak, Samos şartlarında burayı tavsiye edebilirim ama Samos Pizza yerine daha klasik tercihlere odaklanabilirsiniz.

                                   (vii)         Samos Beer (Pythagorion Port): Samos’un yerel biracısı. Kendi biralarını üretip satıyorlar. En popüleri Walsamo Lager. Benim çok hoşuma gitti; içimi hem tatlı hem de sert, rengi de altın sarısına yakın. Buraya gelirseniz deneyebilirsiniz.

Ayrıca, kendi üretimleri olan 5 farklı birayı aynı anda deneyimleme şansınız var.  Farklı türden biralar 160 ml litre olarak 5 bardakta servis ediliyor.

Şunu da belirtmeliyim ki; bira ücreti gittiğim herhangi bir yerde en az 4 Euro’ydu. Ancak, restoranın lükslüğüne göre bu fiyatlar artıyor. Samos’ta genellikle bira için 4-7 Euro arası ödedim.

Bira sevenlerin Samos Beer’i sevmeme ihtimalini düşük görüyorum, tavsiye ederim.

 

                                 (viii)         Teleion Plus (Vathy Port): Samos’tan ayrılacağımız gün son öğünümüzü bu esnaf restoranında yedik. Amacımız Yunan Döneri (Gyros) yemek ve bizimkine oranla farklarını görmekti. Yunan Döneri klasik, hatta az marine edilmiş bir tavuk döner etinin, cacık, patates kızartması, soğan, yeşillik ile küçük pide ekmeğinde servis edilmesinden ibaret. Tadı güzeldi, özellikle sağlıklı hissettirdi. Bir tane gyros 4 Euro. Ancak iki tanesinin doyurucu olabileceğini düşünüyorum.

Ne var ki, ben hala eski dönerlerimizi özlüyorum; şu Hatay soslu olmayan, eti çok iyi marine edilmiş olup, bol soğan ve baharatlı tavuk dönerimizden bahsediyorum. Hatay sos adı altında o salçalı su, ketçap, mayonezle en kötü etleri dahi sosa buladığınızdan güzel sanabilirsiniz. Bu yüzden Yunan dönerinin sadeliğinin hoşuma gittiğini, fakat geçmişte bu dönerden çok daha iyilerinin Türkiye’nin her yerinde yapıldığını hatırlıyorum. Şu an Türkiye’nin geneli için konuşacak olursak, Hatay sos hâkim durumda.

Kısacası, sade döner arayışı olanların burayı beğenebileceğini düşünüyorum.

 

                              (ix)Luigi (Pythagorion Port): Hayatımda hiç gelato yememiştim. Çünkü dondurma ile aynı şey olmadığını bilmiyordum. Meğer gelatoda dondurmaya kıyasla daha az krema ve daha fazla süt kullanılıp, daha yüksek sıcaklıkta servis ediliyormuş. Ne var ki, benim için gelato yine de bir dondurma ve hayatımda en iyisini Luigi’de tattım. Özellikle, Pistachio’ya hayran kaldım. Vanilya, mango, tiramisu ve straccietellayı da denedim ama bunlardan fazla etkilenmedim.

Herhalde İtalya’da çok daha iyi dondurmacılar vardır fakat Samos’ta dahi, çocukluğumda yediğim gerçek Maraş dondurmaları dışında (çünkü şu an yediklerim hemen eriyor ve tadı bildiğim gibi değil.), bugüne kadar tattığım en güzel dondurmaları yedim. Gelatonun bir farkı da sanırım dondurmaya kıyasla daha geç erimesi olabilir.

Luigi’de iki top dondurma 5,5 Euro, üç topu ise 8 Euro idi. Yalnız, iki top dahi Türkiye’deki dört top büyüklüğünde diyebilirim. Keşke bizim esnafımızda (geneli kast ediyorum, istisnalar üzerine alınmasın.) geçmişte olduğu gibi ellerini bol kullanabilseler. Zaten kalite düştü, fiyatlar tavan, bir de üzerine gramajdan kısanlara saygı duyamıyorum.

Bu mekânı denemenizi rahatlıkla tavsiye edebilirim.

                                      (x)      Piccolo Posto (Vathy Port): Burada yapılan şey sıradan bir dondurmaydı; çabuk erimesi ve Luigi’deki kadar doğal hissettirmemesi olumsuz izlenim oluşturdu.

İki topu 4,5 Euro idi. Dondurma topları Luigi’deki kadar olmasa da büyüktü. Üzülerek belirtmeliyim ki; bu dondurmacı dahi Türkiye’deki pek çok işletmenin ilerisindeydi. Artık süt kalitemizden mi yoksa salt enflasyondan ötürü bilinçli kötü malzeme kullanımından dolayı mı bilmiyorum ama bizde iyi dondurma yiyebilmek zorlaştı.

                   III.         Gezilen Yerler

                                        (i)         Navagos: Kokkari bölgesinde yer alan plaj işletmesi. Yayla yolu gibi toplam iki şeritli bir yol üzerinden Pythagorion’dan buraya yaklaşık 20 kilometrelik mesafeyi 25 dakikada vardık.

Aracı yol kenarına park edip, yokuş aşağı inerek plaja ulaştık. Bu plajda iki şezlong ve bir şemsiyeyi 10 Euro’ya akşama kadar kullanabiliyorsunuz. Eğer şezlong için ücret ödemek istemiyorsanız, Samos’ta herhangi bir plajda yere havlu serip, denizin keyfini çıkarabilirsiniz. Keşke, Türkiye’de de böyle olabilseydi… Mersin’de fazla temiz olmayan bir deniz, sıradan ve genellikle pis bir şezlong ve vasat altı bir hizmet için iki kişi 2000 TL ödediğimiz düşünülecek olursa Samos’un bu yanını sevdim.

Gittiğimiz üç plajdan en çok beğendiğimiz deniz ve işletme burası oldu, iki defa gittik. Denizi çok berrak, temiz ve güzeldi. Şezlongun yastıkları kalın ve konforluydu. Plaj ve denize girdiğimiz alanda yerler taşlı olduğu için buraya gidecekler için deniz ayakkabısı almalarını önerebilirim. Birkaç metre sonra denizin dibini görebiliyorsunuz fakat derinleştiği için ayağınız kuma değmiyor. Benim deniz ayakkabım olmadığı için denize giriş ve çıkış kaymalı ve ağrılı oldu.

Plajın üst bölümünde bar, bistro ve rahat oturulup vakit geçirilebilecek koltuklar var. Bardaki fast food yemek ve atıştırmalıklar beklemediğim kadar iyiydi. İlk gittiğimizde mozzarella ve domates ağırlıklı Foccacia aldık. İkinci gün ise Navagos Burger adındaki hamburgerlerinden yedik. Hamburgerin porsiyonu epey büyüktü ve ekmeği lezzetliydi, patates kızartması güzeldi. Biraların buzlukta bekletilmiş bardakla gelmesi de hoşuma gitti. Eğer çok şekerli, ağır limonata sevmiyorsanız, ferah hissettirdiği için cam kavanozda gelen limonatasını denemenizi tavsiye edebilirim.

Eğer deniz ve plaj tamamen kumlu olmalı diyen biri değilseniz, Navagos’u hem işletmesi-restoranı hem denizi hem de konforundan ötürü tavsiye edebilirim.

                                      (ii)         Lemonakia: Kokkari bölgesinde yer alan diğer bir plaj işletmesi, Navagos’a çok yakın, yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta.

Navagos gibi, burası için de aracı yol kenarına park edip, yokuş aşağı inerek plaja ulaştık. Bu plajda iki şezlong ve bir şemsiye fiyatı 8 Euro. Şezlonglarının Navagos kadar rahat olmadığı söylenebilir, fakat deniz aynı denizdi. Yerler yine taşlıktı.

Bu plajın barından herhangi bir şey yiyip içmediğimiz için o konuda yorum yapmayacağım. Aslında buraya sadece bir gün gitmeyi planlamıştık. Son gün aracımızı 16:00’da teslim edeceğimiz için Pythagorion’dan Vathy’e geçip orada gezmeyi düşünüyorduk. Ancak, sonradan düşündüğümüzde, Vathy’de yapabilecek bir şey bulamadık. Bu sebeple, son gün bildiğimiz lokasyondaki denize gidelim deyip, o gün saat 13:30’a kadar Lemonakia’da denize girdik. Bence doğru tercihti, son günümüz dahi feribot sırasına girene kadar keyifli geçti.

Lemonakia ve Navagos arasında kalsam, Navagos’u tercih ederdim. İşletmesi daha kurumsal gözüküyor ve şezlongları çok rahattı.

                                    (iii)         Asterias Seaside Experience: Pythagorion’a çok yakın olan, yaklaşık 1,5 kilometrelik mesafedeki plaj işletmesi. Bu işletme Doryssa Seaside Oteli ile yan yanaydı. Bu arada Doryssa’yı görünce, keşke burada kalsaydık diye içimden geçirdim. Pythagorion bölgesine göre büyük otel işletmelerinden biri, denizi de kumlu ve temiz.

Belki Doryssa’da kalmak isterdim ama aynı denizi kullanan Asterias’a bir daha gelmek istemezdim. Çünkü denizinin kumlu olması dışında bir özelliği yoktu. Kokkari bölgesindeki deniz hem masmavi hem de daha sıcaktı. Diğer bir sorun ise plajda fazla sayıda müşteri olmamasıydı. Deniz hep tenha ve boştu.  Sonuç olarak, denize en az girdiğimiz günü Asterias’ta geçirdik. Aslında, burası birtakım Instagram Influencer’ları tarafından sıklıkla önerilen yerler arasında ama abartılmış olduğunu düşünüyorum.

Asterias’ın olağanüstü şezlongu (Oldukça geniş, rahat ve gerçek bir yatak gibiydi.) dışında herhangi bir özelliğini göremedim. İşletmesi de fena olmamakla birlikte Navagos’tan pek farkı yoktu. Ayrıca, her şey daha pahalı. Atıştırmalıklar ve içkiler diğer gittiğimiz plajlara göre birkaç Euro daha pahalıydı. Şezlong kirası ise en ön sıra 20 Euro iken, arkadakiler ise 15 Euro’ydu.

Asterias’ı tavsiye listeme alamıyorum, fakat kumlu bir deniz ve çok rahat şezlonglar arıyorsanız, denenebilir.

                   IV.         Araç Kiralama

Vathy’de yer alan Manos adlı bir firmadan 5 günlüğüne manuel Hyundai i20 dizel bir araç kiraladık. Aracın modelini bilmiyorum, uzun süredir manuel vites kullanmayan biri olmama rağmen aracın sürüşünü sevdim. Ayrıca, az yakması sayesinde sadece 20 Euro tutarında benzinle 5 gün boyunca adayı rahat rahat gezdik. Kilometreyi ölçmedim ama 250-300 arası olmuştur diye tahmin ediyorum.

Sanırım bizim kira ücreti fazlaydı. 5 gün 5 saat için 354 Euro ödedik. Ne var ki, o 5 saati eklemeseydik, son gün denize giremeyecektik. Ayrıca araç kirasını her şey netleştikten sonra, yani Samos’a gelmeden 1 hafta önce yaptığımız için fiyatlar daha yüksek oldu. 1 ay önce kiralasam kesinlikle daha iyi olurdu, zaten aksilik durumunda sonradan iptal imkânımız da vardı, düşünemedik.

Firma ile ilgili düşüncem ise; hizmetten memnun kaldım, aracı hızlıca teslim aldık. 354 Euro araç kiralama bedelini nakit ödedik. Ayrıca, aracın benim kusurumla hasarlanma ihtimaline karşılık depozito olarak kredi kartımdan 300 Euro çekildi. Bu tutarı aracı hasarsız teslim ettikten yalnızca 3 gün sonra sorunsuz bir şekilde iade aldım. Vathy Port’a gidecekler için Manos’u tavsiye edebilirim. İşleten kişilerden biri de Türk’tü ve işlemlerimizi onunla yürüttük.

Son olarak, bilmediğim bir yerde ve hatta başka bir ülkede araç kiralamak büyük bir tecrübeydi. Aslında 17 yıldır aktif sürücüyüm; şehir içi şehir dışı çok yol yaptım ama bu konuda fazla yetenekli olduğumu söyleyemem. Aracı ilk teslim aldığımızda biraz sinirlendim; bu nasıl tatil, yollar dar, park sorunu var, bir de araba derdi çıktı başımıza derken günler ilerledikçe araç kullanmaktan keyif almaya başladım ve özgüvenim arttı. Bunu yaşamalıymışım, buradan eşime teşekkür ediyorum. :)

                      V.         Kapı Vizesi ve Vize Kuyruğu

                                        (i)         Kapı Vizesi: Araştırdığımız kadarıyla, Meander, İDO ve Tilos adlı üç feribot acentesi Türkiye’den Samos’a ve diğer Yunan adalarına gidişinizi organize ediyor. Biz internet adresinde istenen bilgileri derli toplu şekilde gördüğümüz ve Türkiye’den de bildiğimiz için İDO’yu seçtik.

İDO’nun sitesinde belirtildiği şekilde tüm evrakları temin edip kendilerine e-mail yoluyla ön onayları ve kapı vizesi randevusu için gönderdik. 8 gün bekledik, cevap gelmedi.

Sonrasında her gün kendilerini bir kere aradık ve randevu oluşturup oluşturamadığımızı öğrenmek istedik. Telefonu açan çalışanlar değişiyordu ama net yanıt alamıyorduk.

Bu arada evrakları seyahatten 19 gün önce gönderdik. Son olarak bir çalışan e-mail yoluyla seyahate 1 hafta kala dönüş yaptı ve evraklara seyahat gününe yakın bakıldığını ve dönüş yapılacağını söyledi. Akabinde 3 gün daha bekledik ve evraklarınızı kargolayabilirsiniz şeklinde çok kısa bir e-mail aldık ve evrakların aslını gönderdik.

Seyahat günü Kuşadası’ndan feribota bindik ve herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmadık. İDO’nun feribotu güzeldi ve zamanında kalktı. Buradaki sorun Türkiye’de iş hayatında sık sık yaşadığımız sorunun tezahür etmesiydi: İletişimsizlik. İDO, yalnızca e-mail’inizi aldık size şu güne kadar dönüş yapılacaktır deseydi olay bitmiş ve biz de strese girmemiş olacaktık. Böyle demedikleri için acaba eksik ya da hatalı evrak mı var, geç dönerlerse nasıl tamamlarız diye düşünüp durduk.

                                      (ii)         Vize Kuyruğu: Samos turistik bir ada ve turistler sadece bu yönüyle Samos’a seyahat etmek istiyor. Ne var ki, Schengen vizeniz yoksa, feribottan iniş ve sonrasında bekleme sırası tek kelimeyle ‘çileli’.

Bir kere muazzam sıra yüzünden feribot daha limana yanaşmadan feribot içinde curcuna ve çıkış kuyruğu oluşuyor. O sırada diğer feribotlardan inenler de aynı şeyi yapıyor. Eğer feribottan geç çıkarsanız sıranın sonunda kalıp, saatlerce vize kuyruğunda bekleyebilirsiniz. Biz feribottan inenler arasında nispeten ön sıralarda olmamıza rağmen vize merkezinde sıramızın gelmesi tam 1,5 saat sürdü ve ayakta bekledik. Bu durumun sebebi ya memurlarının işi yavaştan alması ya da uygulanan sistemin işlerliğinin zayıflığı olabilir. Çünkü memurlar vize evraklarını o sırada inceleyip onaylıyorlar, bu da her kişi için zaman alıyor.

Eğer feribottan geç inseydik, muhtemelen 3 saat beklerdik diye tahmin ediyorum. Turistik amaçlarla ülkemizin dibindeki bir adaya gittiğimizde bu kadar beklemek pek hoş değil. İlk gün yorgunluğunu hala unutamıyorum, tatile gelmiş gibi hissedememiştim.

                   VI.         Sonuç

Samos’u genel olarak beğendiğimi ve keyifli bir tatil yaptığımı söyleyebilirim. Oteli iyi bulmamama ve kapı vizesi ile adaya giriş sürecinde yaşanan sıkıntılara rağmen bu yorumu yapıyorum. Çünkü ada doğal olarak fazlasıyla güzel, denizi berrak ve restoranları çok kaliteli olmasa da Türkiye’den iyi durumda. Bunu bugünkü hâlimiz için söylüyorum. Zaten Türkler bu tip sebeplerle Yunan adalarına akın ediyorlar. Umarım Türkiye eskisi gibi ortalama fiyatlarla en iyi turistik hizmet veren ülkeler arasına girebilir. 

İlaveten, bu adanın sessiz ve dingin yapısı hoşuma gitti. Turistler de buna uyum sağlamış gözüküyordu. Restoranlarda dahi müzik ya yoktu ya da düşük seviyede çalıyordu. Buradan bahisle, çok hareketli bir tatil arayanlar için Samos pek uygun bir tercih olmayabilir.  

Samos’a bir daha gider miyim, emin değilim ama bende etkili bir şekilde ikinci defa gitme isteği doğurduğunu söyleyemem. Sadece nostalji olması açısından belki 15-20 yıl sonra eşimle bir kez daha gitmek, yine Pythagorion civarında kalmak ve daha iyi bir otelde tatil yapmak keyifli olabilir.

 

Selamlar,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder